ESİDER'in yapılanma sürecinde en çok hangisini beğendiniz?
 
İSKİ Müşteri İlişkileri Daire Başkanı Maşallah Taylan’la söyleşi

BİN BİR ZAHMETLE SUYU GETİRİYORUZ; BU YÜZDEN C KLASS DİYORUZ

 TRSAYAÇ okurları için hazırladığımız söyleşide; ‘Hem sayaçlarımızın sıhhatli çalışması, yeni olması, doğru ölçüm yapması bizi vatandaşla adil bir duruma getirdi. Hem siz rahat ediyorsunuz hem vatandaş sana güveniyor.’ diyen İSKİ Müşteri İlişkileri Daire Başkanı Maşallah Taylan’la; İSKİ’yi ve İSKİ’nin gündemdeki yeniliklerini, sayaçları, sayaçların neden hassas olması gerektiğini, suya ve küresel ısınmaya karşı ülke çapında neler yapılabileceğini farklı bakış açılarıyla konuştuk.... 

 

 

İSKİ’de elde  edilen başarının,  mesaiye sığmayacağını dile getiren Maşallah Taylan, ‘başarının sırrının; fazla çalışmak, fazla dinlemekle kazanıldığını aktarıyor. Taylan, ilk önce Çalışma Bakanlığı sonra Şeker Fabrikalarında çalıştı. İSKİ’nin kendisinde değişim yarattığını belirterek; ufuk açan, kendini halka adamış, çok iyi niyetli bir ekiple çalıştığını söylüyor.  ‘Hocalarım;  Çevre Bakanımız Sayın Eroğlu ve Genel Müdür Yardımcımız İhsan Özyeğen’dir. Müşteri hizmetlerine Sayın Özyeğen’in yanında başladım ve kendileri müşteri hizmetlerinde, tahakkuk anlayışında Türkiye’de güzel bir ekoldür, en önemlisi yapıcıdır.’

‘İSKİ’nin kurum olarak politikası var. Ama her zaman iyinin iyisi vardır. Biz geldiğimiz yerin iyi olduğunu bilsek bile, onun daha iyisini aramak zorundayız. Çünkü İSKİ’yi şöyle görüyoruz: hem Türkiye’ye, bütün büyük şehirlere ve hem de Türkiye’nin dünyaya açılım kapısıdır.

Suyumuzu rahat bir şekilde getirip, noksansız şekilde halka dağıtmalı ve bunun bedelini de adil şekilde almalıyız.’ diyen Taylan, şu açıklamalarda bulundu: ‘İSKİ’de daima kendimizi, İstanbul halkına ve suyumuza adamalıyız.’ düşüncesiyle iş yaptık. Sabah 7’de  İSKİ’ye  geliyoruz,  akşam 9’a kadar -cumartesi dahil-  zamanımızı işte geçiriyoruz. Çünkü seviyoruz, eğer işi sevmesen, mutlu olmasan; başaramazsın.’

Müşteri ile kurum arasındaki adaleti sağlamak için ve itirazları azaltmak için, sayaçların hassas ve doğru çalışması lazım. Sayacınız ne kadar doğru çalışıyorsa, hem siz o kadar kârlı kalırsınız, hem vatandaşla olan problemleriniz o düzeyde azalır. Ben 1997 yılında İSKİ’de göreve başladığımda İSKİ’ye bağlı ve İSKİ müşterilerinin hesapları üzerinde 1939 tarihli sayaçlar vardı. Bunlar okunmuyor, kirli, buğuluydu, sayaç dişleri bozulmuştu. İtiraz kuyruklarımız vezne kuyruklarımızdan fazla idi. Ve bütün bunların sebebi de yanlış ölçüm yapan sayaçlardı. Bu sayaçları ne yapmamız lazım? Biz hemen Yönetim Kurulumuza, Genel Müdürümüze durumu bildirdik. O günden bu güne kadar bütün yaşlı sayaçlarımızı değiştirdik. 10 yaşından büyük sayaçları değiştirdik. Bizim itiraz sayımız %90 azaldı. 1997 yılında 2 milyon müşterimize 70 bin itiraz gelmiş. 2008 yılında 4 milyon 60 bin müşterimiz var. Bana gelen itiraz sayısı 73 bindir. 10binde 5 bile değildir. Ben şu anda İstanbul’daki her 10bin müşterimden 5 kişiyle karşı karşıyayım. Hem sayaçlarımızın sıhhatli çalışması, yeni olması, doğru ölçüm yapması bizi vatandaşla adil bir duruma getirdi. Hem siz rahat ediyorsunuz hem vatandaş sana güveniyor.

Sayaç türlerinin arasında bir hassasiyet farkı var mıdır?


Ben kurum ve müşteri ilişkilerine bakıyorum, abone işlerine bakıyorum. Siz eğer bir vatandaşa, bir bedel karşılığı hizmet veriyorsanız, bunu bir ölçü aletiyle vermeniz lazım. Kumaşsa metre olur, portakalsa tartıyla olur, su, elektrik, doğal gaz gibi ise bunlarında sayaç ölçü aletleri vardır.

Müşteri ile kurum arasındaki adaleti sağlamak için ve itirazları azaltmak için, sayaçların hassas ve doğru çalışması lazım. Sayacınız ne kadar doğru çalışıyorsa, hem siz o kadar kârlı kalırsınız, hem vatandaşla olan problemleriniz o düzeyde azalır. Ben 1997 yılında İSKİ’de göreve başladığımda İSKİ’ye bağlı ve İSKİ müşterilerinin hesapları üzerinde 1939 tarihli sayaçlar vardı. Bunlar okunmuyor, kirli, buğuluydu, sayaç dişleri bozulmuştu. İtiraz kuyruklarımız vezne kuyruklarımızdan fazla idi. Ve bütün bunların sebebi de ölçüm, sayaçtı. Bu sayaçları ne yapmamız lazım? Biz hemen Yönetim Kurulumuza, Genel Müdürümüze durumu bildirdik. O günden bu güne kadar bütün yaşlı sayaçlarımızı değiştirdik. 10 yaşından büyük sayaçları değiştirdik. Bizim itiraz sayımız %90 azaldı. 1997 yılında 2 milyon müşterimize 70 bin itiraz gelmiş. 2008 yılında 4 milyon 60 bin müşterimiz var. Bana gelen itiraz sayısı 73 bindir. 10binde 5 bile değildir. Ben şu anda İstanbul’daki her 10bin müşterimden 5 kişiyle karşı karşıyayım.


B klâs sayaçlarımızda hassasiyet, sayacın yaşlılık oranına göre azalmaktadır. Bu süreç bir yıl, iki yaş dahi olsa hassasiyet azalır. C klâs da ki hassasiyet de, giderek azalır ama B klâsa göre daha hassastır. Bazı sayaçlar hemen su değdiğinde döner.  Bazı sayaçlar da, suyun  biraz daha  kuvvetli akmasıyla döner.  Bazıları ise, biraz daha dolu olduğunda döner. İşte B klâs sayaçlarımız Türkiye’deki su durumuna göre, yaşlarına göre, hassasiyetlerini kaybetmektedirler. B ve C klâs arasında şöyle bir farklılık bulunmaktadır: B klâs C klâs sayaca göre, en az %3, en fazla %7’lik su kaybına sebep olmaktadır. İşin açığı, B klâstan C klâsa geçen bir kurum, suyu  ortalama %5 kurtarmış olacaktır.


Hem sayaçlarımızın sıhhatli çalışması, sayaçlarımızın yeni olması, sayaçlarımızın doğru ölçüm yapması bizi vatandaşla adil bir duruma getirdi. Hem siz rahat ediyorsunuz hem vatandaş sana güveniyor.      
                       
        Biz 2007 yılında Fransa’da değişik şehirlerde bir teknik geziye gittik. Daha sonra İtalya’ya geçip laboratuarları dolaştık, Almanya’da da sayaç fabrikalarını gördüm. Yani sayaçların yaşı, kalitesi arasında fark vardır. Bunun için sayaç dilinde A, B, C, D klâs diye bir klâs serisi kurmuşlar. Bizim eski sayaçlarımız A klâs bile değildi. Biz şu anda B klâs kullanıyoruz. Ama 2008 yılı hedeflerimiz içinde gördüklerimiz, bizi C klâs kullanmaya itti. Niye? Sadece bizimle müşterilerimiz arasında adaleti sağlamak yetmiyor. Bir de biz bin bir zahmetle suyu getiriyoruz. Yani su kendiliğinden yağmur ile gelip musluktan akmıyor.

İSKİ, bugün Türkiye’ye yön veren bir kurumdur. Biz burada herhangi bir şey geliştiriyoruz, bir bakıyoruz ki; başka bir kurum bunu uygulayıp rahat ediyor. Biz de, seviniyoruz. Hiç olmazsa, bizim getirdiğimiz bu yenilik şu faydayı sağladı:Biz Türkiye’deki sayaç fabrikalarına bile örnek olduk. ‘Siz şu kaliteye gelmezseniz, sizin sayaçlarınızı bizim tesisatlarımıza kabul etmeyeceğiz.’ dedik.

İSKİ şu anda, Türkiye dışında iki marka, Türkiye dâhilinde dört marka sayacı kabul etmekte. Başka sayaç kabul etmiyoruz. Ve bunlardan da her yıl aldığımız kadar, numune alıp kendi laboratuarımızda test ettiriyoruz. Gerekirse, TÜBİTAK’a göndereceğiz. Bizim kalitemizin dışına düşen bir firmaya ceza verir, o firmadan- o fabrikadan sayaç almayız. Onun için biz fabrikalarımıza diyoruz ki; ‘Bizimle çalışmak istiyorsanız, kalitenizi yükseltin. Dünya standartlarına gelin. Paris, Londra, Viyana’dan adam gelip bana sayaç satacağına, sen git orada sat. Ben seni teşvik edeyim, senin kaliten yükselsin.’

 Biz İSKİ olarak, güzel bir pazarız. 4 milyon müşterimiz var. Zaten her yıl bunun yüzde 10’u olan 500 bin sayacı biz değiştiriyoruz.

    Su alternatifi olmayan ama onsuzda olmayan bir maddedir. Su hayati bir önemdir. Öyleyse suyun vermiş olduğumuz her damlası muteberdir. Çünkü emektir, alın teridir. Bu  lûtfu, bu emeği niye bedava tüketelim? Onun için bizim sayaçlarımız ne kadar hassas olurlarsa şehre verdiğimiz su kaybımızda o oranda azalır.

B tipi sayaç damlayı saymıyor değil mi? Bir miktar da olsa kayıp oranı söz konusu.


B klâs sayaçlarımızda hassasiyet, sayacın yaşlılık oranına göre azalmaktadır. Bu süreç bir yıl, iki yaş dahi olsa hassasiyet azalır.

C klâs da ki hassasiyet de, giderek azalır ama B klâsa göre daha hassastır. Bazı sayaçlar hemen su değdiğinde döner.  Bazı sayaçlar da, suyun  biraz daha  kuvvetli akmasıyla döner.  Bazıları ise, biraz daha dolu olduğunda döner.

İşte B klâs sayaçlarımız Türkiye’deki su durumuna göre, yaşlarına göre, hassasiyetlerini kaybetmektedirler. B ve C klâs arasında şöyle bir farklılık bulunmaktadır: B klâs C klâs sayaca göre, en az %3, en fazla %7’lik su kaybına sebep olmaktadır.

İşin açığı, B klâstan C klâsa geçen bir kurum, suyu  ortalama %5 kurtarmış olacaktır.

İSKİ Türkiye’ye yeni bir bakış açısı sunuyor, diğer şehirlerimize baktığımızda klâslar arasındaki farklılıklar dahi bilinmiyor. Türkiye’de bu yöndeki gelişmelere İSKİ örnek olmakta.
Biz müşterilerimizle yapılan işlemlerimizde de, bunu güncelleştirdik.  Şu anda herhangi bir müşterimizin tüm işleri, tek iş emriyle yapılabiliyor. Her iş emrinin, cevap kodu vardır. Her cevap kodu ise, bir iş gerektirir.

Otomatik olarak herhangi bir işlem gerçekleştiğinde; iş bilgisayardan çıkar, ilgili arkadaş işi yapar ve işin yanıtını bilgisayara aktarır.

 Ben bilgisayarıma baktığımda; o arkadaşın ne zaman, hangi işi, nerede, nasıl yaptığını görebilirim. Diyelim ki; kişi bir sayacı söktüğünde sayacın mührü kopuktur dese, o sayacı ambale edemeyiz.

Mührü kopuksa, mutlaka atölyeye götürüp, test ettiriyoruz. ‘Acaba bunun mührünü koparıp, içine bir şey mi yaptılar? Müdahale mi ettiler? Sayaç yazmıyor mu? Sayaç niçin arızalanmış?’ Bu hususların her biri ayrı ayrı araştırılıp, işlenmektedir. Bunun için İSKİ’nin her işi çok hassas gerçekleştirilmekte ve kâra açık yapılmaktadır.


Günde 1m3’ün üzerinde tüketimi olanlara, İSKİ olarak C klâs takacağız. Biz 10 yıllık sayaçları veyüksek tüketimli müşterilerimizin sayaçlarını değiştireceğiz. Bunların tamamına C klâs takacağızTürkiye için bu çok önemli. Yüzde 1 kar, 100 televizyon demektir. Yüzde 5 kurtarmak ise,  500 trilyon kurtarmak demektir. Bu da bir büyük baraj yapmaya denktir. Bu iş bu kadar karlı. Suyun önemini bilen ada ülkesi İngiltere, D klâs kullanıyor. Onlar önemini çok iyi biliyorlar. Bizim de bu anlamda C klâs geçmemiz önemli. Avrupa’da C klâs kullananlar çoğunlukta. Bizim de, mutlaka suyun kıymetini bilmemiz lazım. Çünkü suyumuzun kıymetini bilmezsek, paramızın kıymetini bilmeyiz.


Peki, bu çalışmanızı ne zaman gündeme getirmeyi düşünüyorsunuz?


Şu anda gündemde. Bu çalışmamızı, 2008–2012 arasındaki performans sıralamamızda işledik. Ayrıca 2008 yılında da,  ihaleye çıkacağız. Yüksek tüketimli müşterilerimizin tamamına C klâs sayaç takacağız.

Bu bir zorunluluk mu olacak? Belli bir metreküpün üstünde kullananlar mı ilk önce C klâsa geçecek?


Zorunluluk olacak.  Günde 1m3’ün üzerinde tüketimi olanlara, İSKİ olarak C klâs takacağız. Biz 10 yıllık sayaçları değiştiriyoruz.  Bir de,  yüksek tüketimli müşterilerimizin sayaçlarını değiştireceğiz ve bunların tamamına C klâs takacağız.


10 yıllık sayaçları değiştirirken B klâs mı takılacak ?

Onlara C klâs takacağız.

Türkiye için bu çok önemli, kayıp %15 idi. Bütçeye baktığımızda ülkeye giren kâr artıyor.
Yüzde 1 kar, 100 televizyon demektir. Yüzde 5 kurtarmak ise,  500 trilyon kurtarmak demektir. Bu da bir büyük baraj yapmaya denktir. Bu iş bu kadar karlı.


Suyun önemini bilen İngiltere, D klâs kullanıyormuş, değil mi?


Evet, onlar D klâs kullanıyorlar.

Onlar önemini çok iyi biliyorlar. Bizim de bu anlamda C klâs geçmemiz önemli.
Avrupa’da C klâs kullananlar çoğunlukta, İngiltere’de D klâs kullanıyor. Bizim de, mutlaka suyun kıymetini bilmemiz lazım. Çünkü suyumuzun kıymetini bilmezsek, paramızın kıymetini bilmeyiz.

Sektördeki yenilikleriniz, yeni yaptığınız şeylerden bahseder misiniz?


Biz şu anda bütün müşterilerimizi artık buraya getirmeden, fazla evrağa boğmadan işlemlerini yapmaya çalışıyoruz. Onun için vatandaşlık numarası ile gelen her müşterimizin anında mukavelesini yapıp gönderiyoruz.

Ayrıca bütün İstanbul’un binalarının fotoğrafını çektik, numaralandırdık, yeni müşterilerimizin evini gösterebilecek durumdayız. Bir de, iki ayda bir su sayacını okuyorduk, ancak TEDAŞ, BEDAŞ, İGDAŞ gibi kurumlar faturalarını aylık geçmekte. Biz de faturalandırmalarımızı aylık yaparsak,vatandaşımızın ekonomisi da daha rahatlayacak ve aylık  ödemesini bilecek. Bu yüzden aylık faturalandırmaya geçmeyi düşünmekteyiz.

Yeniliklerimizin en güzeli de, GPRS ile yani online sistemi ile okuma yapmamızdır. Bir vatandaş bize itiraza geldiğinde, anında sayaç şikâyetinin ne olduğunu sadece sisteme bakarak öğrenmemiz mümkün. Zaman kaybı, hem müşterinin hem bizim kaybımızdır.

İSKİ olarak, işlemleri ne kadar az zamanda, ne kadar az evrakla hizmet verirsek; o kadar kalitemizi sağlamalaştırmış olacağız.


Bu başarılarınızla- bu farklılığınızla, diğer şehirlere- diğer sular idarelerine örnek olmaktasınız.


Biz Türkiye’yi tek bir şehir olarak görüyoruz. Tecrübe, birikim kolay kazanılmıyor. İSKİ’siz hayat olmaz; İSKİ yaşamın her tarzında vardır.
İnsanlara hizmet, insanları mutlu etmek, insanları güler yüzlü bir şekilde yolcu etmek, bizim şanımız ve mutluluğumuzdur.

İstanbul’da 4 milyon müşteri içerisinde münakaşalı olduğumuz müşteri sayısı, binde beş dahi değildir. İstanbul’da hem kamu, hem tarafsız firmalar tarafından anketler yapılmakta. Memnunum diyen müşterimiz %85, fikrim yok diyenler %5, hiç beğenmiyorum diyenler %2 civarındadır. Bu bizim için yeterli değil.  Çünkü biz, fikri ne olursa olsun, müşterilerimize su hizmeti vermekle mükellefiz. Suyumuzu verdik paramızı alacağız. Bu para da, bu topluma hizmet olarak dönecek.
  Bunun yanı sıra, bir güzellik daha,  İstanbul’da temiz su şebekesi yenileme oranı %99’dur. İnsanlarımız temiz ve leziz su içiyorlar.

Dünyada bundan sonra petrolden daha kıymetli tek madde, sudur. Küresel ısınmaların gösterdiği gibi; artık hiçbir yerde suya, ‘Su kıymetsizdir.’ gözüyle bakılmaması lazım. “Su akar, Türk bakar” diye bir laf vardır, onu tarihe gömmek şart.  Sınır aşırı nehirlerimizi, deniz aşırı nehirlerimizi değerlendirmemiz lazım. Ayrıca, bütün nehirlerimizin de, birbirine bağlanması gerekmekte. Örneğin,  Fırat- Dicle’miz kadar Karadeniz’e heba olan, boş akan sularımız var. Melen öyle bir sudur. Melen; Düzce’de doğuyor, Akçakoca’da denize dökülüyor. Boş bir su, biz denize akan suyu alıp getirip, İstanbulluların menfaatine sunduk.  Melen projesi 2015-2020 yılının projesidir. İSKİ, Melen Projesine el attı ve projeyi 2008’e getirdi.
Karadeniz’deki bütün bu suların değerlendirilmesi şart.  Suyu İstanbul’a veremiyorsak toprağa verin daha iyi.  Yer altı suyu olsun, denize gidip heba olmasın.  



Melen çayını yaparken mi yenilediniz?


Hayır. 1994’ten beri yani Sayın Başbakanımızın, Belediye Başkanı döneminden beri başlayan bir yıldırım harekâtı içinde çalıştık. Şu anda %99’un üzerine çıktık.

Açıkçası, gerek İSKİ’ye baktığımda, gerek sizin çalışma hassasiyetinize baktığımda, başarınızın arkasında genel olarak zihniyet farklılığı var. Görüyorum ki, başarıda zihniyet önemli. Bu konuda sizin fikriniz  nedir?


Sorunları amirlerimize ilettiğimizde, çözüm bulma arayışında oldular.  Sorunu çözmek için, yönetmelik mi değişmesi gerekiyor, değiştiriyoruz. Karar mı alınması lazım, alıyoruz. Amirlerimizden hiçbir şeyimizi gizlemiyoruz. Bu işin en büyük sırrıdır. Vatandaştan bize yansıyan her türlü şikâyeti, anında büyüklerimize aktarıyoruz.  Müşterek bir akıl ile çalışıyoruz.  Her ay düzenli toplanıp, durum değerlendirmesi yapmaktayız. O bölümle ilgili diğer daire başkanları, diğer genel müdür yardımcıları ile oturuyoruz, tartışıyoruz, bir çözüm bulup hallediyoruz.

Önemli olan, çözüme endekslenmektir. Eğer bir kurum problemlerini çözmek ve insanlara hizmet etmek için endekslenmişse, başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

Başarımızın grafiği şöyle oldu diyebilirim: İSKİ 94 yılında büyük bir mali kriz yaşıyordu. Şimdi bütün büyük firmalar, İSKİ ile iş yapmak için yarış halinde. Çünkü herkesin parası zamanında veriliyor. İtibarlı bir kadromuz var. bir iş yaparken öncelikle, ‘kendimizi hizmete adamamız ve ne kadar faydalı olabilirim, ne yapabilirim diye düşünmemiz lazım.’ Biz bunu yaptık.  


Kitle iletişim araçlarında her daim, İSKİ’nın adım adım yeniliklerini izlemekteyiz. Ülkemizde bunları görmek gurur verici.


Evet, hem ülkemiz adına, hem de vatandaş olarak sevinmemiz lazım. İSKİ yeniliğe açık,  her zaman kendini geliştiren, bir o kadar da adil bir kuruluş.  Fatura değerlendirirken, yüz seksen çeşit düşünülebiliyor: İşlemciler- programcılar, işlem yapma şeklimizi gördüklerinde hayran kalmakta.  Nasıl başardığımızı soruyorlar.  

Tüm bu farklılık ve yenilik bir anda olmadı. Biz yaşayarak tecrübe edindik. Bakış açımız, tecrübemiz, bilgimiz ve heyecanımızı birleştirerek bu hale geldik. Ve bütün bunlar yapılana kadar da, epey emek verdik. Bu başarımızda, gerek sayacı kapayan, gerek sayacı okuyan elemanlarımızın emeği var.

Sektörün en önemli genel sorunu sizce ne olabilir?


Yatırımcı kamu kurumları iki büyük engelle karşı karşıya kalıyor: 1. İhale Kanunu.  Bize çok geç iş yaptırıyor. İşimizin bir ay gecikmesi hem kamuya ve hem insanlarımıza zarar veriyor. Zamanla yarışıyoruz.

Biz kontrolsüz olsun, denetimsiz olsun istemiyoruz.  Bu sorunu büyüklerimizin ele almasını ve İSKİ’nın ihalelerinin kolaylaştırılması - adil, ama denetimli, ama kontrol edilebilen, ama güzel bir şekilde- sağlanmasını talep ediyorum.

Diğer bir sorun ise,  kamu kurumlarındaki teftiş kurumlarının gözden geçirilmesi gerekliliğidir. Büyük fedakârlıklarla, zorluklarla iş başarmış çoğu bürokratın korktuğu tek şey; işin evveliyatını bilmeyen, o sıkıntıyı hiç yaşamayan, belki tecrübesi olmayan bir kişinin olaya art niyetle bakıp değerlendirmesidir.  Zaten bugüne kadar da bunu çok az yaşadık. Bu da bizim bir belki avantajımız. İSKİ’de öyle bir olayla karşılaşmadık. Fakat bu, genel bir korkudur.

Beş yıl sonrası için; gerek İSKİ’nın, gerek su sektörünün, gerek sayaç sektörünün durumunu nasıl görüyorsunuz?


Dünyada bundan sonra petrolden daha kıymetli tek madde, sudur. Küresel ısınmaların gösterdiği gibi; artık hiçbir yerde suya, ‘Su kıymetsizdir.’ gözüyle bakılmaması lazım. “Su akar, Türk bakar” diye bir laf vardır, onu tarihe gömmek şart.

 Sınır aşırı nehirlerimizi, deniz aşırı nehirlerimizi değerlendirmemiz lazım. Ayrıca, bütün nehirlerimizin de, birbirine bağlanması gerekmekte. Örneğin,  Fırat- Dicle’miz kadar Karadeniz’e heba olan, boş akan sularımız var. Melen öyle bir sudur. Melen; Düzce’de doğuyor, Akçakoca’da denize dökülüyor. Boş bir su, biz denize akan suyu alıp getirip, İstanbulluların menfaatine sunduk.  Melen projesi 2015-2020 yılının projesidir. İSKİ, Melen Projesine el attı ve projeyi 2008’e getirdi.

Karadeniz’deki bütün bu suların değerlendirilmesi şart.  Suyu İstanbul’a veremiyorsak toprağa verin daha iyi.  Yer altı suyu olsun, denize gidip heba olmasın.  

Bir başka gerekliğin ise,  temiz içme suyuyla, kullanma sularını da birbirinden ayırmamız olduğunu aktaran Taylan, ‘Her park, bahçenin suyunu içme suyundan ayırmamız lazım. Yeşil bir ortam olsun ama içme suyu kullanmak yerine, park ve bahçelerimizin altına depo yapılsın ve depo suyundan kullanılsın. Yağmur suyundan ve arıtma tesislerindeki sulardan faydalanılsın.’ dedi.  

TRSAYAÇ okuyucuları için yaptığımız söyleşimizi tamamlarken, İSKİ Müşteri İlişkileri Daire Başkanı Maşallah Taylan, suyun kıymetli olduğunu belirterek, suyu sayan sayacın hassasiyetine daha fazla önem vermemiz gerektiğini vurguladı ve konuyu şöyle açıkladı. ‘Tüm bu konuştuklarımıza bakarak, suyun bu kadar kıymetli olduğu bir çağda, suyun noksansız sayılması oldukça mühimdir. Bu nedenle on yılı geçmiş sayaçlarımızı mutlaka yenilememiz ve en hassasını takmamız lazım.’