|
'SAHADA VERDİĞİM SAYACIM KONTROL EDİLMİYOR' İlk sayımızda ropörtaj köşemizde Makel Genel Müdürü Kıvanç Sonsuz’la soshbet ettik. 1972 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi Elektronik Bölümü mezunu, evli ve yedi yaşında bir kızı bulunuyor. Makel Grup içinde Maksay’ın başında. Makel’de anahtar priz, grup priz, inşaat malzemeleri ve sayaç üreten grup var. Bunlar ayrı ayrı şirketler. Kıvanç Sonsuz sayaç grubunun başında. Makel’in neden farklı olduğunu, bu noktaya nasıl geldiklerini, başarılı olmanın koşullarını, AB’ye uyumlanma sürecinde sektörün durumunu sorduk.
Ne zamandan beri Makel’desiniz?
2000 yılından beri Makel’deyim. Elektrik sayaca geçişle birlikte başladım. Makel Grup olarak 1998’de elektro mekanik sayaç üretimine başladık. Benim içinde bulunmadığım dönem o dönem.
Makel’i, Makel yapan nedir?
Yukarılardayız. Niye oradayız? Bazı inandığımız ve vazgeçmediğimiz şeyler var. İlk günden itibaren bu işe başlarken, bu işi kendi Ar-Ge’mizle yapacağız dedik. Aslında en önemli parametre, burada kendi kalite anlayışımızdan taviz vermemektir. Arge bu işin ikinci fazı. Burada belli bir kalite anlayışını koymak istiyorsanız eğer, Ar-Ge’ nizin de sizde olması gerekiyor ki, ne yaptığınızı bilesiniz. Ondan sonrasında da maliyetten de kaçınmadık. Burada ne yapılması gerekiyorsa gerek Ar-Ge yatırımları olarak, gerek burada kendi mühendislerimizin yetiştirilmesi olarak, gerekse imalatta bunlardan kaçınmadık.
‘Kalite anlayışımız taviz vermemektir!!’
Tamamen yüzde yüz kontrollü olarak burada ilk sistemlerimizi kurarken, birçok rakiplerimizin böyle düşünmediğini gördük. Bazı konularda farklı düşünüyoruz. Başladığımız zamandan itibaren böyle gelişti. Makel markasını yaratan sebeplerin, ana noktaları olarak bunları söyleyebilirim. Bu parametrede kalite anlayışımız, taviz vermemek diye söyleyebilirim. Burada da taviz vermemekten kastettiğim şey, piyasaya harala gürele mal yetiştirmek gibi bir durumumuz olmamıştır, piyasadaki dalgalanmalardan dolayı finans sıkıntımız olmamıştır, maliyetleri düşürmek gibi bir kaygıyla hareket etmemişizdir. Bunlara baktığımız zaman da firmayı bir çizgiye getiriyor. Ekibimizle birlikte yaptığımız şeye inanıyoruz.
Kimi firmalar Ar-Ge çalışmalarını kendi bünyelerinde barındırmayı avantajlı görmüyorlar. Böyle düşünen firmalar Ar-Ge çalışmalarını kendi bünyesinde barındırmayı değil, zaman zaman Ar-Ge konusunda dışarıdan destek almayı seçiyorlar. Kendi Ar-Ge’nizi kendiniz gerçekleştirerek, kendi laboratuarınıza sahip olarak daha fazla masraf yapıyorsunuz. Labotuarınızda k itek bir ölçüm sisteminin fiyatının 120 bin dolar olduğunu öğrendim. Bu yaklaşım ile, sizin Ar-Ge çalışmalarını bünyenizde barındırmayı avantajlı gördüğünüz noktalar arasında ki fark nedir? Firmalarda bu konuda yaklaşım farklılığının sebepleri ve doğuracağı sonuçlar nelerdir?
Şu anda firmamızda tek bir sayaç için bile, her türlü ölçümü yapabildiğimiz bir sistemimiz mevcut. Fiyatları söylediğiniz mertebelerde. Ama bu aslında maliyetin küçük bir tarafı. Ar-Ge’de bir bekleme durumu var. Hemen ürün çıkarılması diye bir şey söz konusu değil. İlk başladığımız günlerde de aynı şekildeydi. Oradaki maliyet biraz yavaş olmak, piyasaya geriden girmek gibi maliyetler var. Bunlar bahsettiğimiz 120 bin dolardan çok daha fazlaydı. Ama belli bir esneklik kazanmamız gerekiyordu, belli bir esneklik içinde hareket etmemiz gerekiyordu. Ar-Ge bize bunu sağlayacaktı, biz bunu gördük. Daha sonrasında, bu işlere başladığımızda çeşitli politikalar söz konusu olabilir. Kimsenin görüşüne yanlış diyemem. O bana düşmez. Ama en azından bazı görüşler dışarıda ki, Ar-Ge firmalarıyla çalışmak şeklinde olabilir.
Hatta üretim firmalarıyla çalışıp, orada üretip buraya getirme şeklinde olabilir. Ama bunun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını düşündük, özellikle esneklik ayağında. Türkiye’de esnek ve çevik olmanız gerekiyor. Aslında bu söylediğimiz şeyler basit gibi geliyor ama bizim için çok önemli parametreler. Kaplanda güçlüdür, fil de güçlüdür. Biz, fil gibi güçlü olmayı tercih etmedik. Türkiye’nin genel yapısına göre belli bir başarı gelecekse eğer sizin gücünüz çeviklikten geçer. Kaplan gibi olmanızdan geçer. Aslında sadece Türkiye’de değil; dünya pazarına açıldığınız zaman değişik işlerde, değişik pazarlarda başarılı olmak istiyorsanız bu esnekliği her zaman elinizde tutmanız lazım. Bu esnekliğe sahip olduğumuz için hareketimiz hızlı oldu. Diyelim ki Tedaş’ın askeri şartlarımız değişti, diyelim ki yeni bir tip sayaç gerekti, diyelim ki yurt dışından değişik özelliklerden bir ürün gerekti. Bunları kendi laboratuarlarınızda test edeceğiniz ortam olması lazım, kendi Ar-Ge’niz olması lazım ki bu konu üzerinde çalışıp ortaya koyabilesiniz. Bunları yapamadıktan sonra gerçek manada başarılı olunabileceğine inanmıyoruz. Onun için yeni projelerimize baktığımız zaman –daha çok uzaktan okuma sistemleri için- tamamen kendi Ar-Ge’mizle, kendi laboratuarımızla, kendi çalışma grubumuzla hareket ediyoruz.
Bu ilkeler doğrultusunda büyümeyi hedeflediniz ve büyüdünüz, öyle değil mi? Bu size acayip bir haz veriyordur. Evet. O zaman ki aletlerimizi düşündüğümüz zaman şu anda gerçektende ileri seviyelerdeyiz. Bu çok büyük bir mutluluk veriyor. Çünkü o dönemde bir üretme sürecimizin bir yıl olacağını düşündüğümüz aletleri, şimdi bir ayda üretiyoruz.
Kimseyi üzmeyeceğiz Sektörde farkındalığınız ve farklı bir saygınlığınız var. Bu da çok güzel bir duygudur değil mi?
İşte bunlar gerçekten güzel duygular. İnsan neler yaptığını oturup düşünmüyor aslında. O dönemlerdeki adeti, bayilerimizi, o dönemdeki ilişkilerimizi düşünüyorum. 40 bin sayaçtan bahsediyorduk, Tedaş’ın şartları değişti. 8-10 bin sayaç bayilerde kaldı. Kalite politikamız var. O dönemlerde şöyle dedik: kimseyi üzmeyeceğiz. Sayacı bizden satın almış olanları üzmedik, bayilerimizi üzmedik, almış oldukları sayaçları geri aldık, sayaçlar kayıtlıdır, direk çöpe gitmiştir. Mesela şartnamenin değişmesinde belli modifikasyonlarla değişikliğe gidebilirdik, uğraşmadık. Anlayışımız öyle değildi.
Dolaylı ve doğrudan müşterilerimizi üzmeyiz. Üzdüğümüz varsa demek ki işimizi doğru yapmıyoruz demektir.
Yeni geliştirdiğiniz ürünler hakkında bilgi verir misiniz?
Konu sayaçlarımızın artık uzaktan okunmasıyla alakalı. Böyle baktığımız zaman sayaçların uzaktan okunmasıyla ilgili sistemlerimiz devam ediyor. Bahsettiğimiz sistem kapsamlı bir sistem. Şu anda parça parça bitti, bazı uygulamaları söz konusu. Baktığımızda gprs ya da pstm modemli, kombi dediğimiz endüstriel tipteki sayaçların -daha fazla fabrikaların kullandığı, sulama tesislerinin kullandığı sayaçlar – gprs ya da pstm’le okunması projesi.
Okunan verilerin, bir veri tabanında istenilen ayrıntılı düzeyde, incelenebilecek şekilde tutulması ve sunulması. Sunulması dediğimiz, her hangi bir yer sunulması değil. VIP programına, MIP programına, enerji bilgi yönetim sistemi, bunlarla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Bir taraftan da tüm sayaçların okunmasıyla ilgili monofaze ve trifaze sayaçlarımızın okunmasıyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor.
Sayaçların okunmasıyla ilgili baktığımız zaman burada haberleşme teknolojilerine bizim düşüncemiz, pls’den- elektrik hatları üzerinden- üretimden yana. Bizim üzerinde çalıştığımız şekil pls, gprs, pstm, bunların kombinasyonu şeklinde.
Tabii ki başka şekillerin üzerinde de düşündük, çalışmalar da yaptık. Hatta elimizde numunelerimiz var. Radyo üzerinden de söz konusu. Ama radyoya fazla inanmıyoruz. Wire less dediğimiz.
Yeni projelerimizi pls, pls’nin üzerinde de, gprs ve pstm(telefon), gprs’in olmadığı yerde gsm- gprs olarak çalışır. Pls, elektrik hattı üzerinden, yani dünya da böyle bir trend var. Pls’den kastettiğimiz şey her hangi bir özel haberleşme alt yapısı kurmadan; ister wire less olduğu zaman anten alt yapısı, isterse gprs olduğu zamanda kurmuyorsunuz ama aslında başka bir yatırımcı firma turkcell, avea, vodofone kurmuş alt yapısını. Orada da bir alt yapı var. Ama pls’de bir alt yapımız yok. Sizin kablomanız üzerinden haberleşiyorsunuz. Yani dağıtım şirketi kendisinde olan sistem üzerinden bunu aynı zamanda haberleşme için de kullanıyor.
dünya devleri arasında çarpışmalar olacak Dünyada 10 sene içinde gördüğüm, dünya devleri arasında bu şekilde çarpışmalar söz konusu olacak.
Sayaçların uzaktan okunması yavaş hızlardadır ve zor bir işlem değildir.
Zor bir işlem değil de neden yapılmıyor?
Zor, kolay izafi kavramlar. Neye göre zor neye göre kolay, onu söyleyeyim. Şuna göre kolay: şu anda, internet erişimine elektrik hatları üzerinden yapılması söz konusu. İnternet hızı gibi hızlı veri iletişimin bile bu elektrik hattı üzerinden olması söz konusu. Benim bu on sene içinde çarpışma olacak dediğim şey de; işte bu alt yapı üzerinde çalışan servislerle, bu alt yapıyı elektrik hattı üzerinden geçirmeye çalışan firmalar arasında olacak. Buna göre baktığımızda üzerinde çalıştığımız konu basit bir konu.
Daha geçen hafta İtalya’da bu konudaki akademik bir seminere Ar-Ge’de ki arkadaşlarımızla birlikte ben de katıldım. Hedeflerimize baktığımızda İtalya’da böyle bir seminere katılımcı olarak değil; sunum yapan, üzerinde bir teknoloji geliştirmiş, bunu dünyaya mal etmek üzere, patent iddiasıyla birlikte buralarda bulunan bir firma olarak yer almak istiyoruz.
İhracatta nasılsınız ve ihracatın önündeki engeller neler?
Grup olarak baktığımızda dünyada 30’un üzerinde ülkeye ihracatımız var. %85’lerin üzerinde ihracata çalışan bir firmayız. Hani sordunuz ya, en çok haz aldığınız şeyler ne diye; en çok haz aldığımız şeyler bunlar. Çünkü bunu Türkiye’de, kendi Ar-Ge’mizle, kendi işçimizle, kendi emeğimizle yapıyoruz.
Şöyle bir durum var: bir yandan yurt dışına beyin göçü var, bir yandan da burada ki beyinler yurt dışına ihracat yapıyor? Keşke bu beyin göçünü tersine çevirebilecek politikaları ortaya koyabilsek... Ben bunu çok istiyorum. Biz elimizden geleni yapıyoruz. Belki uluslar arası konferansların Türkiye’de düzenlenmesine ön ayak olacağız, sponsor olacağız, bunu bir üniversitemize getireceğiz, belki bu konuda bir doktora tezi olur...
Dergimizin de bu konuya katkısı olabilir. Bir müddet sonra uluslar arası olmayı düşünüyoruz. Bir sayfası Türkçe bir sayfası İngilizce olacak. O zaman yurt dışında tüm etkili firmalara ulaşacak bir dergi olacak ve oradan bizim firmalarımızı, bizim Ar-Ge çalışmalarımızı, bizim başarılarımızı görecekler.
Kıvanç bey, sektörde sinirinizi bozan, sürekli ayağınıza çarpan sorunlar vardır. Türkiye’deki durumdan tutun, ihracata kadar... Bunlar niye düzelmiyor dediğiniz sorunlar, bunlar neler?
Firma olarak olumlu bir yapımız var. Daha fazla bizim hazmedemediğimiz söylentiler oluyor. Bir söylentiler, çalkantılar olduğu zaman bunlarla mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. Eğer göz önündeyseniz, bizim de durumumuz iyi, böyle şeyler oluyor. Ürünümüzle, finansımızla, satışımızla ilgili anlamsız bir şeyler olabiliyor.
Yalnız, Makel’le ilgili ne söylenebilir ki, ortada. Meyve veren ağaç taşlanır şeklinde mi?
Bizi tanıyan tanıyor yalnız tanımayan da çok insan var. Tanımayan bunlara inandığında bunları değiştirmek için burada çalışmak zorunda kalıyoruz. Çok gereksiz, anlamsız bir gayret içine girmemiz demek oluyor. Alt yapıya baktığımızda, bazı eksiklikler ve bunların değiştirilmesindeki problemler... Diyelim, topraklama alt yapısı iyi olmayan yerlerimiz var, keşke biz gitsek bunları düzeltebilsek. Biz tüm Türkiye’yi dolaşmaya, Tedaş kurumlarını dolaşmaya; ürünlerimizin nasıl kullanılacağını, elektrik hatlarına nasıl bağlanacağına öğretmeye sürekli çalışıyoruz.
Çıkan sorunlara bir örnek vereyim: monofaze sayacımızı yaptık, çıkardık. Sayaç iki faz arasına bağlanınca sorun çıkıyor. Bütün sitedeki sayaçlarda bu şekilde gerçekleşmiş. Biz bununla bir iki defa karşılaştık. Bunların üzerine işaret koyun, bunların doğru bağlanması lazım, bu elektrikçileri eğiteceğim dediğin zaman sorun var. Şöyle yaptığınız zaman sorun yok. Üçüncüde şöyle bir çözüm geliştirdik: dedik ki, sayacımızı iki faz arasına bağlansa dahi, üzerine 220w değil 380 w gelecek şekilde yaptık. Sigortalar korur. Bu bir kalite anlayışıdır. Bu benim maliyetimi arttırır, bu benim ürün üzerinde tekrar Ar-Ge çalışması yapmamı sağlar.
Neler yaşadık, neler?
Personelin eğitimsizliği ve işine özeni göstermemesi genel bir sorun. Neler yaşadık, neler? Sayacın üzerinde 123. 465 yazıyor diyelim. O noktaya bakılmadığı için biz bir dönem nasıl sıkıntılar yaşadık. Örneğin, personel topraklamaya biraz dikkat etse, sayacın yıldırımdan etkilenmesi mümkün değil.
Avrupa birliği uyumlanma sürecinde bu sektörün sıkıntıları var mı ? 1720 ve 1725 hakkında ne düşünüyorsunuz? Uuyumlanmamız zor mu kolay mı?
Hiçbir mevzuatla birebir hareket etmek zorunda değiliz. Bu bazen gözden kaçıyor ve alt yapısı hazırlanmadan, EPDK boyutunda, TSE boyutunda, Sanayi Bakanlığı vb. kurumların hazır olmadan hareket etmesinin getireceği sıkıntılar olabileceği ihtimali var. Son dönemde güzel şeyler de görüyorum. Örneğin, ben şu anda kalite diyorum, maliyet diyorum, sahaya sayacımı veriyorum. Sahada, verdiğim sayacım kontrol edilmiyor. Bir Ölçü Ayarlar, bir TSE sayacı kontrol edecekse benden numune alıyor, kontrol ediyor. Ben diyorum ki sahadan alsın kontrol etsin.
Ama TSE’den geçmiş, onay almış beni ilgilendirmiyor ki. Daha sonra ürettiği aynı mı? Yerinde tespitlerin yapılabilmesi, değiştirilmesi gereken sayaçların değiştirilmesi ve bunun doğru bir şekilde yapılması. Vatandaşın, TEDAŞ’ın mağdur olması diye bir şey var, yanlış ölçümde. Üretici olarak ben de mağdur oluyorum. Ben, belli kalitede belli standartlarda ürün veriyorum, öbürü onu vermiyor. Ama TSE’den geçmiş, onay almış beni ilgilendirmiyor ki. Daha sonra ürettiği aynı mı?
Örneğin Avrupa Birliğine uyumda, sahadan örnekleme alma geldiğinde çok mutlu oluyorum, faydalı görüyorum. AB’ye girmek değil hazırlıksız olmak sorun olabilir. Hukuksal olarak bir maddeyi aynen alıp getirirsiniz ama yaşatamazsınız. Bazı maddelerin işlemesi mümkün değil, okuyunca güzel geliyor.
On yıl sonra sektörü nasıl görüyorsunuz?
Zor ve güzel bir soru. Bulanık, kararların parametreleri çok farklı. Bir karar çok şeyi değiştirebilir. En son dağıtım özelleştirmelerinin iptalini biliyorsunuz. Ben 2000’de başladığımda özelleştirmeler söz konusuydu, bugün aynı şey söz konusu. Yedi yılda aynı yerde dönüp durmuşuz. Özelleştirme olduğu zaman verimli çalışma çok önemli olacak, şimdi çok önemli değil.
Verimli çalışmak nasıl ön plana geçecek?
Ben kayıplarımı kaçaklarımı takip etmek, tahsilâtımı doğru yapmak üzerinde hareket edeceksem, özelleştirme bunu getirecektir. Hem yapının serbestleşmesi söz konusu. AB’ni takip iyi ama kafalarda da takip önemli. Özelleştirmenin olup olmaması benim burada hangi parametrelere göre çalışacağımı belirliyor. Örneğin benim bir tarafım az güçte, bir tarafım çok güçte çalışıyor. Ben bunları izleyip, yerini değiştirerek belki yatırım bile yapmadan belki bu işi düzeltebileceğim. Fakat ben bunu yapmakla görevli hissetmiyorsam yapmam, alt yapımı da geliştirmem, eğitimli personele ihtiyacım da olmaz, sayaçlarımı uzaktan okuma sistemleriyle de uğraşmam, VIP’de gerek duymam vb. Onun için hızlı gelişmeler beklemiyorsak da, gidiş dünyanın doğru gittiği yere doğru olacaktır. On yıl sonra çok daha verimli çalışan bir dağıtım olması lazım.
On yıl sonra ürün üretmekten çok sistem, hizmet ve çözüm üreten bir firma olacağız.
On yıl sonra Makel nerde olur?
Ürün üretmekten çok sistem, hizmet ve çözüm üreten bir firma olması. Ürünüm bu demeyeceğiz. Sistem kuracağım, sistemin bir parçası da sayaçtır. Ben çözüm sunacağım, siz bu sistemi ve çözümü aldığınızda bunun adı hizmettir. Sistem derken, birbirine entegre çözümlerden bahsediyorum. Örneğin, bardak verdiniz. Suyunuzu, filtrenizi şuradan alıp böyle kullabilirsiniz. Ürünle birlikte bilgi ve sistemin parçalarını da önemli. Bardak da vermek filtrede ve filtreyi nerede kullanacağının bilgisini de vermek önemli. Çözüm budur.
Şu anda ilerlenmesi gereken yolda dünyada ve Türkiye’de firmalar olarak ben ondan daha iyi yaparım demek yerine okyanusa ulaşmak lazım, denizlerde kalmamalıyız. Burada basit şeylerle uğraşırsak, bıçakları çekip birbirimize giriyoruz, su kanlanıyor. Bunlar yanlış. Biz Makel olarak böyle düşünüyoruz. Gelişme ortaktır. Okyanuslara gidileceğinden endişemiz yok ama netlik derseniz netlik de yok.
|